Batmayan Güneşin Oğlu – Mutsuhito

Mutsuhito ya da yaygın kullanılan ismiyle Meiji, Japonya İmparatoru olduğunda henüz 14 yaşındaydı.

Babası İmparator Komei öldüğü sırada, ülke tarihinin en kötü dönemlerinden birisi yaşanıyordu. İç karışıklıklar almış başını yürümüş, milli birlik yıkılmış haldeydi. İmparatorluk; başkent Kyoto‘da tıkılıp kalmış, ülke fiilen Edo adı verilen şehirde Tokugawa Şogunluğu tarafından idare edilmekteydi. (şogun: general)

Tokugawa Hanedanlığı ordunun tüm gücünü elinde bulunduruyordu. İki yüz yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten hanedanlık, İmparatora yalnızca dinsel törenleri düzenleme yetkisini bırakmışlardı.

Ülke bu şartlar altındayken, babasının beklenmedik ölümü sonrası tahta geçen Mutsuhito; imparatorluğun gücünü bütün Japonya’ya yayarak ülkenin hakimiyetini ele almayı amaçlıyordu.

İmparatorluğun Durumu

Babasından farklı bir anlayışa sahip Mutsuhito, ilk iş olarak sarayda bulunan devlet adamlarının görevlerine son verdi. İmparatorluğun gücü ortadaydı, o yüzden emellerini gerçekleştirebilmek için stratejik ortaklıklar kurması gerekecekti.

Japonya, o günlerde ekonomik sıkıntı içerisindeydi. Yıllar içinde fiili başkent Edo’da üretmeyen ama aşırı tüketen bir nüfus ortaya çıkmıştı ve feodal toprak düzeninin hakim olduğu ülkede başkentteki savurganlığın yükü, fakir çiftçinin sırtına bindirilmişti. 

Muthusito 20 Yaşında

Halkın artan rahatsızlığın yanında, dış dünyaya kapalı kalmaya çalışan bir yönetim anlayışı gütmeleri Tokugawa Şogunları karşısında prenslerden oluşan bir cephe oluşmasına sebep oldu.

İktidar Mücadelesi

Mutsuhito, bu prenslerden bazlarıyla iş birliği yaparak o dönem ülkeyi yönetmekte olan Şogun Tokugawa Yoshinobu’ya (şogun olmadan önceki adı: Keiki) karşı darbe yapmayı planlıyordu.

Bunun haberini alan Keiki, önce idareyi Mutsuhito’ya bıraktığını açıkladı. Böylelikle karşısında toplanmakta olan gücün daha fazla artmasını önlemeyi amaçladı. Ardından sözünü geri alan Keiki büyük bir orduyla saldırıya geçti.

Tecrübesiz Mutsuhito zor durumdaydı. İmparatorluğun bütün askeri gücü karşı tarafta toplanmıştı ve elinde buna karşılık çok az bir asker vardı. Ancak kimselerin beklemediği bir şey oldu; Keiki’nin ordusu ne kadar denerse denesin İmparatorluk kuvvetlerini geçmeyi başaramadı ve kaybettikleri savaş sonrası koca ordu dağıldı.

Genç İmparator, bu büyük zafer sonrası kuvvetleriyle her gün yeni bir şehri ele geçirdi. Mutsuhito, her gittiği şehirde coşkuyla karşılanıyordu; halkın gözünde o kahramandı.

Keiki’nin tahttan çekildiğini açıklamasıyla, Japonya yüzyıllar sonra tekrar İmparatorluğun himayesi altına girdi.

Tokugawa Yoshinobu

Eski Düzen Terk Ediliyor

Çok kısa bir sürede ülkede eski rejim tamamen yıkılmış ve yerini hür bir devlet yönetimi almıştı.

İmparator yenilikçiydi ve 1868’de derebeylerinin de katıldığı bir törenle eski yönetimin ve geleneklerinin tamamen ortadan kalktığını, yönetimin İmparatorluğa geçtiğini ilan etti.

Artık Meiji Restorasyonu adı verilen dönem başlamıştı. Feodal düzenin karmaşık hiyerarşik yapısı ortadan kaldırılarak, daha merkeziyetçi ve basit bir yapı ortaya çıkarıldı. Halk ile hükümdar arasındaki aracı unsurlar kaldırıldı. Ayrıca kast sistemi benzeri uygulamalardan vazgeçildi.

Meiji(Mutsuhito), 1869 yılında 122. Mikado (Japon İmparatoru) olarak fiili başkent Edo şehrine ayak bastı ve burayı İmparatorluğun resmi başkenti ilan etti. Şehre de, Tokyo(doğunun başkenti) adı verildi.

İmparator, feodal düzene ait en temel kalıntıyı ortadan kaldırmak için toprak reformu yapmak istiyordu. Zenginler, açıktan olmasa da ısrarlı bir şekilde direniş göstermişlerdi ancak halkın coşkusunun da etkisiyle üç yılın sonunda İmparator’un emirlerine boyun eğmek zorunda kaldılar. 29 Ağustos 1871’de veraset yoluyla kazanmış oldukları toprakları vatanlarına bağışladılar.

Mutsuhito

Hamleler

Devlet bütün toprakları eline alınca onları köylülere dağıttı. Aldığı 175 milyon dolarlık borç ile sanayi hamlesini gerçekleştirdi. Avrupa’daki gibi özel sektörün sermaye sağladığı yapıdan farklı olarak sermayeyi doğrudan İmparator sağladı ve milli endüstriyi kurdu. Kurduğu iş yeri ve fabrikaları daha sonra Avrupa ve Amerika’da eğitim görmüş kişilere teslim etti.

Ordu modernize edildi ve samuray gibi geleneksel askeri figürler ordudan uzaklaştırıldı. Samurayların kılıçları ellerinden alındı ve bir kısmı yurt dışına burslu öğrenci olarak gönderildi.

Samurayların Sonu

İmparatorluğun her köşesinde değişim rüzgarları esiyordu. Yaptığı hamleler, ağır vergi yüklerini de beraberinde getirdi. Zaman zaman çıkan ufak isyanlar 1877 yılında, yeni düzende gelirlerinden olan samurayların önemli bir bölümünün katılımıyla Satsuma Ayaklanması’na dönüştü. Askeri harekat sonunda bastırılan isyan, samurayların tamamen tarihe karışmasına neden oldu.

Japonya’nın Geldiği Konum ve Meiji’nin Vedası

Batılı devletlerin gücüne erişip kapitülasyonların yeniden görüşülmesini amaç edinen Meiji, çok daha fazlasını elde etti. Tam manasıyla modern ve kendi kendini idare edebilen tek Asya ülkesi konumuna gelen Japonya, askeri alandaki başarılarıyla da dış dünyaya kendisini ispatladı ve kârlı antlaşmalara imza attı.

30 Temmuz 1912’de hayata gözlerini yumduğunda; Kore, Tayvan, Sakkalin Adası’nın yarısını ve Liatoung Yarımadası Japonya’nın egemenliği altındaydı.

13 Eylül’de beş öküz tarafından çekilen cenaze arabası Tokyo’dan geçerken halk, “Çocuk İmparator”larının ardından gözyaşları döküyordu.

İmparator’un cenaze merasiminde; en sadık adamlarından olan Mareşal Nogi, samurayların geleneklerine göre Harakiri yaptı ve hayatına son verdi. Ardından Nogi’nin eşi de harakiri sonucu hayata gözlerini yumdu. Amaçları İmparatorlarını öbür dünyada yalnız bırakmamaktı.

Ne var ki Meiji, bu geleneği barbarlık olarak nitelendirmişti.

Meiji Dönemi’ni daha detaylı incelemek isteyen okurlarımızın kaynaklar bölümüne bakmalarını öneriyoruz.