Dünden Bugüne Aral Gölü

“Aral ölüp giderken,
Hiçbir kimse çıkıp ah demez,
Ölüp giden vatan bu
Ölüp giden su değil.” Mahkam Rahman

Bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral, ölüyor. Basında zaman zaman yer alan bu trajik durumu farklı kaynaklardan yararlanarak sizler için derledik.

Pamuk Aşkı

Aral Gölü, 2018 itibariyle Özbekistan’a ait özerk bir devlet olan Karakalpakistan ve Kırgızistan sınırları içinde kalmakta. 1993 öncesinde bu Kazakistan ve Özbekistan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı özerk devletlerdi.

Sovyetler Birliği’nin pamuk yetiştirme aşkıyla yanıp tutuşması, bölgedeki tarım politikasını pamuk üretimine odaklı hale getirmesi Aral’ın sonunu hazırladı.

Üst makamlardan gelen emirler toprağı işleyen çiftçiye kadar harfiyen uygulanıyordu. Komünist Parti’den uzaklaştırılıp hapse atılma korkusu, pek çok idareciyi inisiyatif almaktan alıkoyuyordu. Ortada dolaşan meşhur da bir söz vardı: “Pamuk yetiştirmeyi beceremeyenler hapishanede yatmayı becersinler bari. .. “

Bu korkuların yanında pamuk üreten ülkelere döviz girişinin artması da söz konusu sessiz kalışın bir diğer sebebiydi.
Ayrıca daha sonra acı bir şekilde ortaya çıktı ki yerel kooperatifler ve çiftçiler bilgisizlerdi. Yaptıklarının Aral’a zarar verdiğini çok geç fark etmişlerdi.

Rus biyolog Koboloviç 1975’de Sovyet Lideri Brejnev'e yazdığı konuyla ilgili mektuplarla meselenin önemine vurgu yapmış; Brejnev’in verdiği cevap “Mesele o kadar ciddiyse Karakalpaklar tepki gösterirler” olmuştur.
i

Felakete Giden Yol

1965-1985 yılları arasında tarıma açılan iki buçuk milyon hektar arazi sadece pamuk tarımı için kullanılmıştır. Bu alan 1965 yılına kadar Orta Asya’da bulunan dörtbuçuk milyon hektarlık arazinin sulanması için gereken su miktarından daha fazla suya ihtiyaç duymaktaydı. Ayrıca bu daha fazla kimyasal gübre ve böcek öldürücü kimyasalların kullanılması demekti.

Ziraat tecrübesi olmayan halkın toprağı sürekli işlemesi bir süre sonra toprağın verimsizleşmesine sebep oldu. Sulamanın yoğun olarak yapılması da toprakta bulunan humusun %40’ının yok olmasına sebep oldu. Bu sefer düşen verimliliği arttırmak için daha fazla su, kimyasal gübre ve ilaçlar kullanılmaya başlandı.

Özbekistan'da pamuk, ekili arazinin %75-80'ini kaplamıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir bitkinin ekim alanı bu kadar yüksek değildir.
i

Sulama ihtiyacını karşılamak için binlerce kilometrelik su kanalları inşaa edildi, o da yetmedi Aral Gölü’nü besleyen Amuderya ve Siriderya ırmaklarının sularının büyük bölümünü pamuk üretilen alanlara çevrildi. Pamuk tarlalarını beslemek için Sovyetler tüm Orta Asya’yı seferber ettiler. Bu ‘seferberlikler’ sonrası felaket daha hızlı gelmeye başladı.

Aralkum Çölü

Göle ulaşan suyun azalması sonucu başlangıçta 68 metre olan göl su seviyesi yılda 1,5 -2 metre düşmeye başladı. 1998 yılında Aral Gölü iki ayrı su kütlesine ayrılmış; Kuzey Aral ve Güney Aral. Su seviyesi düşmeye devam etmesiyle 2010 yılına gelindiğinde gölün çekildiği 54.000 kilometrekarelik alanda, tuzlu kum tabakalarıyla kaplı “dünyanın en genç çölü” Aralkum oluştu. Ayrıca ortaya çıkan tuzlu kum, rüzgarlarla birlikte 500 km’lik bir alan içine yayılarak büyük bir çevre felaketi tehdidi oluşturmakta.

Aral Gölü'nün yıllar içindeki değişimi
Rus biyolog Koboloviç :“Biz, koskoca bir gölü bir nesil boyunca ortadan kaldıran tek ülkeyiz”
i

Değişen Çevre

Suların çekilmesiyle çevrede yaşanan ılıman iklim yerini kurak iklime bıraktı. Önceleri gece gündüz arası 10 derece fark olan bölgede bu 20 dereceye kadar çıkmış durumda.

1960′ta 34 balık türü bulunan gölde o dönemde yılda ortalama 60 bin ton balık avlanırken, bugün Kuzey Aral hariç balıkçılık yok oldu. Gölün eski kıyısında kalan balıkçı tekneleri bu bölgeleri gemi hurdalığına çevirmiş , oluşan Aralkum Çölü‟nde artık develer gezmeye başladı.

Tüm bu olan bitene rağmen, 90’lı yılların sonuna doğru Orta Asya’da yapılan ankette çevre sorununa ilişkin sorulan soruya halkın % 20’si entelektüel saçmalığı olduğu, % 30’u umursamadığı, % 40’ı ise Aral Gölü’nün nerede olduğunu bilmediği şeklinde cevap verdi.

Kurtarma Çalışmaları

Bölge ülkeleri arasında Aral Gölü’nü kurtarma çerçevesinde “suyun idaresi için
ortak çalışma” anlaşması 1992’de imzalandı. Bu anlaşma çerçevesinde Aral Gölünü Korumak İçin Uluslararası bir Vakıf (IFAS) kurulması da karara bağlandı.

Ancak ülkelerin farklı çıkarları gözetmesi nedeniyle uzun yıllar bir ilerleme sağlanamadı.
Sovyet yönetiminin bölgeye miras bıraktığı çıkar çatışmasını aşmak ve sorunun çözümü için gerekli siyasi iradeyi göstermek yıllar içinde pek mümkün olmadı. Hal böyle olunca atılan adımlar, yapılan çalışmalar ve varılan onlarca anlaşmaya rağmen istenen sonuçlar kağıt üzerinde kaldı.

Dünyanın doğal dengesi üzerindeki etkilesinin bilinciyle Batı ülkeleri, kuruluş ve toplulukları Aral Gölü’nü kurtarmak için harekete geçtiler.

Dünya Bankası tarfından yapılan bir çalışmada Aral Gölü’nün tümüyle kurtarılmasının yakın bir gelecekte mümkün olmayacağı tesbit edilmiştir. Gölü besleyen Siridarya ve Amudarya nehirlerinin göle gitmeden kullanılıyor oluşu bu varsayımın temel sebebi. Bu nedenle gölü kurtarma çalışmaları önce Kuzey Aral’ın yeniden kazanılması için başlatıldı.

Alman yazar Ernst Giese: “Yapılan bu anlaşmaların içeriğine uyulmamıştır. Organizasyonlara destek siyasi anlamda zayıf kalmıştır. Organizasyonların yaptırım gücü hiç olmamıştır. Bölge ülkelerinin hükümetleri de istediklerini yapmışlardır."
i

Bir Olumlu Gelişme

Aral‟ı kurtarma çalışmaları 1992 yılında yerel halkın Kuzey Aral’a dökülen Siridarya nehrinin suyunu bu gölde tutmak için yaptığı sedde ile başladı.Ancak bu sedde 1993 yılında yıkıldı ve 1996 yılında tekrar yapıldı ancak bu sedde de 1999 yılında tekrar yıkıldı. Sonunda bölgeye Dünya Bankası kredisi ile ön yüzü beton kaplamalı Gökaral Barajı inşa edildi.

2006 yılında tamamlanan Gökaral Barajı, bir kaç yıl içinde Kuzey Aral’da su seviyesinin 6 metre yükselmesine ve tuz miktarının azalmasına sebep oldu. Balık sayısında meydana gelen artışla birlikte bölgedeki insan sayısı da arttı.

Ne var ki bölgenin ikliminin değişmesi ve buna bağlı olarak yağış miktarının azalması Aral Gölü’nün geri dönmesi için kararlı bir tutumun sergilenmesini mecbur kılıyor. Bölge ülkelerinin başına buyruk hareketleri, alttan alta olan gerginlikleri körüklemekten başka bir işe yaramıyor.

Orta Asya'da ülkeler tarafından paylaşılan 18 sınır aşan nehir bulunmaktadır. Bu nedenle bu coğrafya bir anlamda bölge ülkelerini, ulaşım, güvenlik gibi konularda olduğu gibi su kullanımı konusunda da işbirliğine zorunlu kılmaktadır.
i

Özbekistan’dan 2,6 milyar Dolar

Özbekistan hükümeti, geçtiğimiz yıl şubat ayında “2017-2021 Yıllarında Aral Gölü Havzasını Kalkındırma Devlet Programı”nı açıkladı. Program kapsamında Aral Gölü havzasının kalkındırılması amacıyla 2017-2021 döneminde 2,6 milyar dolarlık kaynak sağlanacağı aktarıldı.

Bölgedeki yaşam seviyesi ve kalitesinin artırılması, havzanın geliştirilmesi ve bölgede gerçekleştirilecek yatırım projeleri için mali desteğin sağlanması amacıyla yapılacak çalışmaların sonucu nasıl olacak hep beraber göreceğiz.

2018 Toplantısı

Son yıllarda daha sık bir araya gelen bölge ülke temsilcileri geçtiğimiz ay Türkmenistan’ın Avaza şehrinde bir araya geldiler.

IFAS Yönetim Kurulu Başkanı Baycanov Güzgeldi: "Yakın bir süre önce, 4 gün boyunca, havada tuz parçacıkları vardı. Bu hem insanların sağlığını olumsuz etkiledi, hem de ekinlere zarar verdi.”
i

Zirvede, yeni bir stratejik ve ortak aksiyon planının temelleri atıldı. Sulama ihtiyacını azaltan teknolojiler kullanılması ve tuza karşı dayanıklı bitkilerin ekilmesi önerileri değerlendirildi.

 

IFAS Kazakistan temsilcisi Bolat Bekniyaz, “Ekolojik açıdan bakıldığında, bölgeyi daha fazla yeşillendirmeyi amaçlıyoruz. Mesela, gölün tabanına ve yerleşim yerlerinin etrafında bir ‘yeşil çember’ oluşturmak istiyoruz.” dedi.

 

Bakalım önümüzdeki yıllar Aral’ın kaderi ne yönde ilerleyecek.

Peki Türkiye? 2018 Yılında Kuruyan Göller:

Habere gitmek için tıklayınız.

Ne Demişti? Geçtiğimiz yıllarda söylenmiş ve hafızalarda yer etmiş sözleri derledik. Buradan.