Cumhuriyet’in İlk Olimpiyat Oyunları – 1924 Paris ve Yansımaları

Olimpiyatlar, bundan binlerce yıl önce Yunanlıların, Tanrı Zeus adına yaptıkları şenliklerle başlamış oldu. Modern olarak adlandırılan ve günümüzde de devam eden olimpiyat oyunları ise ilk kez 1896’da, Atina’da düzenlendi. Dört yılda bir, yaz ve kış olmak üzere iki farklı mevsimde dünyayı bir araya getiren, barışın ve dostluğun sembolü olan olimpiyatlara, bizler de ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu zamanında katıldık.

Modern olimpiyatların beşincisi, 1912 yılında Stockholm’de düzenlendi ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Osmanlı Devleti’ni de bu oyunlara davet etti. Daha önce İsveç’te beden eğitimi öğrenimi alan ve “Gençlik ve Spor Bayramı”nın mimarı Selim Sırrı (Tarcan) Bey’e iletilen davet sonrası gazetelere ilanlar verilerek sporculara çağrılarda bulunuldu.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve savaşlar bu organizasyon için ödenek ayrılmasını imkansız kıldı. Yalnızca Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Mıgıryan adlı iki atlet kendi harcamalarını karşılayarak Osmanlı Devleti’ni İsveç’te temsil ettiler.

1916 yılında düzenlenmesi planlanan altıncı olimpiyatlar, 1. Dünya Savaşı dolayısıyla yapılmadı. 1920’deki oyunlara ise Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu davet edilmedi.

Kaynak: murdochmysteries.fandom.com

1896 yılında tarihi Panathinaiko Stadyumunda başlayan modern olimpiyat oyunları… 

1924 Olimpiyatları

1920 öncesi Uluslararası Olimpiyat Komitesi, katılım için ülkelerin Milletler Cemiyeti’ne(10 Ocak 1920) katılmalarını şart koştu. Bu kural 1924 oyunları için de geçerliydi.

Ancak Selim Sırrı Bey’in yurt dışında tanınan ve güvenilen biri olmasının da etkisiyle Milletler Cemiyeti’ne üye olmamasına rağmen Türk heyetinin, 1921 yılındaki Olimpiyat Komitesi toplantısında gelecek oyunlara davet edilmesi kararlaştırıldı.

Komite başkanı Pierre de Coubertin, “Aziz meslektaşım” diye seslendiği mektubunda Selim Sırrı Bey’e alınan kararı bildirdi.

Savaşlar nedeniyle kapatılan Olimpiyat Cemiyeti sonrası 28 Ağustos 1922’de geçici olarak III. Osmanlı Olimpiyat Cemiyeti kuruldu. Başkanlığını Hasip Bey (Bayındırlıoğlu), genel sekterliğini ise Selim Sırrı Bey üstlendi.

Kaynak: time.com

Millattan Önce 510 yılına tarihlenen bu heykelde, Yunan sporcular güreşiyor.

1923 yılı Şubat ayında Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Selim Sırrı Bey’e hitaben olimpiyatlara katılıp katılmayacağımızı ve katılacaksak hangi branşlarda temsil edileceğimizi sordukları bir mektup gönderdiler.

Cevap olarak Türk heyetinin futbol, güreş, atletizm, binicilik ve atıcılık(nişancılık) alanlarında katılabileceği bildirildi.

Masraflar

Her ne kadar olimpiyatlara katılacağımız bildirilmişse de, savaşta tüm kaynaklarını tüketmiş olan Türk hükümetinin böyle bir organizasyonu finanse edeceği oldukça şüpheliydi.

Yaklaşık elli kişilik bir ekiple Paris’e gidip gelme, orada birkaç hafta kalma, sporcuların hazırlanması ve ihtiyaç duyulacak teçhizat masraflarına karşılık tahmini yirmi beş bin liraya ihtiyaç vardı. Ayrıca memur, asker, öğrenci olan sporcular için ilgili kurumlarından izin alınması, bütün bunlar için hükümetin desteğini sağlayabilmek ve gençleri hazırlamak için yurt dışından antrenör getirilmesi kısa zamanda yapılabilecek işler olarak görülmemiştir.

Cumhuriyetin İlanı Sonrası

Cumhuriyetimizin ilanı sonrası 2 Kasım 1923’te düzenlemeye gidilerek Türkiye Milli Olimpiyat Cemiyeti adıyla ve yeni yönetim kadrosuyla faaliyetlere devam edildi. Selim Sırrı Bey başkan, Hasip Bey ikinci başkan, Ali Sami Bey (Yen) genel sekreter, Burhanettin Bey (Felek) de üye olarak .Cumhuriyet sonrası ilk cemiyette yer aldılar. Cemiyetin fahri başkanlığına da İsmet Paşa (İnönü) seçildi.

Hükümetin Tavrı

Olimpiyatların başlamasına bir seneden az kalmıştı ancak ortada bir bütçe yoktu. Komite, pek çok işin aynı anda yapılmaya çalışıldığı o dönemde oldukça umutsuz olarak hükümete konuyu açmaya karar verdi.

kaynak: wikipedia.org

Selim Sırrı Bey (Tarcan)

Hükümet kanadından ise beklemedikleri şekilde konuya destek geldi. Yeni hükümet, Türk gençlerinin spora karşı duydukları heyecanı artıracağı ve yeni kurulan devletin propagandasının yapılabileceği düşüncesiyle olimpiyatlara gidecek sporculara maddi destek vermeyi kabul etti. Türkiye’nin yaşadığı diplomatik yalnızlıktan kurtulmak için de olimpiyatlar iyi bir fırsat olabilirdi.

Bunun üzerine kalem kalem hangi harcamanın nereye yapılacağına dair bir rapor hazırlandı, hükümetten istenen tutar 27 bin liraydı.

Hükümet bu meblayı kabul etti ve öncelikli olarak gereken 17 bin lirayı komiteye aktardı. Gelen paranın 6 bin lirası futbol, güreş ve atletizm takımları için yurt dışında getirilecek hocalar için, 2 bin lirası bilimsel spor eserlerinin basılması, 4 bin lira gerekli araç gerecin alınması ve geri kalan 5 binin Fransa’da yemek, barınma gibi ihtiyaçların karşılanması için harcanması öngörülmüştü.

Birincilik Beklemeyin

Devletin göstermiş olduğu fedakarlık için minnettar olan Selim Sırrı Bey, başbakan İsmet Paşa’ya bir teşekkür yazısı kaleme aldı. Yazısında Türkiye’nin olimpiyatlara katılmasının önemini vurgulayan Sırrı Bey, bir yandan da beklentilerin madalyalar alma seviyelerine çıkmaması konusunda uyarılarda buluyordu. “Otuz kadar gencin Amerika, İngiltere, İsveç, Finlandiya gibi sporu milli ilke mahiyetine getiren memleketlerin efradının elinden birincilik almak ne bu sene ne de dört sene sonra– Amsterdam 1928 Olimpiyatları’nda- imkansızdır. Ancak Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, İspanya ve Portekizlilerle ayar olduğumuzu göstermek mümkün olabilecektir.

1912’de Osmanlı İmparatorluğunu temsil eden Vahram Papazyan (solda) ve Mıgırdiç Mıgıryan(üstte). 

Hazırlıklar

Finans desteğini almayı başaran komite, antrenör ve sporcu bulma meselesiyle ilgilenmeye başladı.

İskoç Billy Hunter futbol, Macar Paul Peter güreş ve Amerika’dan da Tobin atletizm takımımızı çalıştırmak için Türkiye’ye getirildi.

Antrenörlerin gelmesiyle 20-21 Mart tarihleri arasında Eskişehir’de sporcu seçme müsabakaları yapılması kararlaştırıldı. Halihazırda elde pek imkan olmadığından, seçmeler için bir spor sahası yapılmış ve şehir hastanesinde 180 kişilik bir yatakhane hazırlanmıştı. Ayrıca şehirde bulunmayan; kale, ağ, top, gülle, cirit gibi malzemeler İstanbul’dan temin edildi.

İstanbul’dan gelecek olan sporcular için bir yük treninin arkasına vagon eklenerek bilet ücretlerinde indirip yapılıp şehre ulaşmaları sağlandı.

Kamplar

İki gün süren seçmeler sonunda antrenörler kamp kadrolarını belirlediler. Kamp çalışmaları için Kadıköy İttihat Spor Kulübü’nün tesisleri kısıtlı bütçeyle düzenlenerek bir olimpiyat köyü haline getirilmeye çalışıldı.

Tüm takımların aynı anda çalışması pek olanaklı olmadığından öncelik futbola verildi. Çünkü, 4 Mayıs’tan 27 Temmuz’a değin sürecek olan olimpiyatların ilk müsabakaları futbol branşında yapılacaktı. Futbolcuların Fransa’ya uğurlanması sonrası diğer sporcular kampa alınacaktı.

1924 Paris Olimpiyat Oyunlarında kullanılacak spor alanları ve oynanacak oyunların isimleri.

Futbolcuların yurdu terk etmesi sonrası, İttihat Kulübü tesislerine geçici bir güreş salonu inşaa edildi. Kamp süresi boyunca bütün branşlardaki sporcular sıkı bir eğitimden geçirilerek aralarından en iyilerinin seçilmesi hedeflendi.

Sporcularımız; öğrenci, asker ve memur gibi meslek gruplarına mensup kişilerdi. Fransa’da geçecek süre boyunca izinli sayılmaları için çalıştıkları kuruluşlara Başbakanlık tarafından başvurular yapıldı.

Tartışmalar

Bu dönemde olimpiyatlara katılmanın gerekli olup olmadığına dair tartışmalar başladı. Hükümetin böylesi zor bir dönemde sporculara destek vermesi tartışmaların odak noktasıydı.

Gazetelerde, gençliğimizin olimpiyat sporcuları seviyesinde olmadığı bu sebeple de başarısız olup mahcubiyet duyulacağı, ayrıca bu seyahatlerin birilerinin Paris’i görmesi için yapıldığı yönünde eleştiriler yer aldı.

Akşam Gazetesi yazarı Ali Naci, 6 Şubat 1924 tarihli yazısında yine bu konuya değinmiş Türk gençliğinin savaştan çıkmış vaziyette böylesi bir yarışmaya hazır olmadığını belirtmişti. Naci, “Avrupa’da zaferlerimiz dolayısıyla çok kuvvetli bir millet olarak telakki ediliyoruz. Fenne ve ilme istinad eden sporun muhtelif şubelerinde hazırlanmamış olmak yüzünden zaafımız tezahür ederse bu adamlar hakkında fikrimiz yanlışmış hiç de kuvvetli değiller demezler mi?” sözleriyle duyduğu çekincelerden bahsediyordu.

Basının dışında Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı Boks Heyeti Başkanı Eşref Şefik Bey de, bir yazı kaleme almış; olimpiyatlarda başarı elde etmenin mümkün olmadığı ve bunun yetkililerce bilinmesine rağmen olimpiyata gitmeyle alakalı her gün süslü süslü yazıların sayısının artırıldığını ifade etmişti.

Gazetelerde yer alan bu yazılara bir cevap olarak Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı ve Güreş Federasyonu müfettişi Ali Seyfi Bey bir yazı kaleme aldı. Ali Seyfi Bey’in Vakit Gazetesinde yayınlanan yazısında yazısında, “Olimpiyatların gayesini saniye ile metre ile ölçmek pek nakis (eksik) bir netice verir. Şüphesiz ki birinciler şerefli yedinciler şerefsiz diye bir kaide yoktur. Ölüp de tekrar dirilmiş bir milletiz, yaşamak hırsı bize bu hayati hamleyi yaptırdı. Bizi olimpiyata fırlatacak olan iste o hamledir. Bizde bir şeyler var herhalde. Çünkü biz de bir milletiz.” ifadelerini kullandı.

24 Nisan’da Uluslararası Olimpiyat Cemiyeti Türkiye temsilcimiz Selim Sırrı Bey’in Paris’e gidişi de yine basın tarafından eleştirilere konu oldu. İçinde bulunulan ekonomik sıkıntılardan ötürü seyahat edeceği gemide kendisine ikinci sınıf bilet alınmış ancak kendisi aradaki farkı ödeyerek birinci sınıfta seyahat etmişti. Bunun üzerine Sırrı Bey, bir açıklama yayınlama gereği duydu. 1912’deki gidişinde devletin kendisine birinci sınıf bilet aldığından bahsettiği açıklamasında “Düşündüm, vapurumuz Pire’ye uğrayacak ya tesadüfen oradan Yunan murahhası binerse ve tabii birincide seyahat edecek, memleketimin namusu haysiyetini her şeyden ikdam bildiğim için kendi kesemden kırk bir lira ilave ederek biletimi birinciye tahvil ettim.” sözlerini kullandı.

Sporcu Kafilelerinin Gidişi

Kampa ilk alınan kafile olan futbol takımımız, Paris’e gitmek üzere 8 Mayıs 1924 tarihinde büyük bir kalabalık tarafından törenle uğurlanarak, deniz yolu ile İstanbul’dan yola çıktı. 18 sporcumuzun bulunduğu kafile, on gün süren uzun bir yolculuk sonunda Marsilya üzerinden Paris’e ulaşmayı başardı.

Fransa’ya varmaları sonrası, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Pierre de Coubertin ve Fransız Olimpiyat Komitesi heyeti Başkanı Klary ev sahipliğinde, Türk heyetine olimpiyatlara hoş geldiniz töreni düzenlendi.

Giden ikinci kafilemiz ise futbolculardan epey sonra, 27 Haziran’da İstanbul’dan trenle ayrılan atletizm takımımız oldu. 23 sporcunun yer aldığı kafilemize, maddi imkansızlıklardan ötürü yataklı vagon alınamamıştı. Üçüncü sınıf bir vagonda nöbetleşerek veya oturdukları kanepeleri birleştirerek uyumaya çalıştılar, haliyle bu durum onları epeyce bir yıprattı. Kafilemiz, 1 Temmuz’da Paris’e ulaştı.

Pierre de Coubertin

1924 Paris Olimpiyatlarına, daha önceki oyunlara çağrılmayan Türkiye(Osmanlı), Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan da çağrıldı. Ancak Almanya, Fransa ile olan gerginliği bahane göstererek oyunlara katılmayacağını bildirdi. Bunun üzerine Coubertin, olimpiyatları dünya gençliğinin ve barışın sembolü olarak kurduğunu ancak oyunların politikaya alet edindiğini belirterek Uluslararası Olimpiyat Komitesi başkanlığından istifa etti. 

Bisikletçilerimiz İstanbul’daki hazırlık aşamalarını, zemini çok uygun olmasa da eski bisikletleriyle Taksim Stadyumunda yoğun bir şekilde gerçekleştirmişlerdi. 

Pasaportlarının hazırlanması geciken sporcularımız ancak 11 Temmuz’da İstanbul’dan hareket edebildiler.

Bunların dışında; Milli Eğitim Bakanlığı da(Maarif Vekaleti), liselerden beden eğitimi öğretmenlerini seçerek Paris’teki oyunları izlemeye gönderdi.

Türkiye Olimpiyat Oyunlarında

4 Mayıs-27 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen olimpiyat oyunlarına, 44 ülkeden 135’i kadın 2954’ü erkek olmak üzere 3089 sporcu katıldı. Türkiye olimpiyatlarda 40 erkek sporcu ile yer aldı. 5 Temmuz’da düzenlenen resmi açılış töreninde, Türk kafilesi de hazır bulundu.

Başında fesleriyle, Türk Olimpiyat Kafilesi Paris’te; açılış seremonisinde!

Paris’e giden ilk kafilemiz olan Olimpik Futbol Takımımız, birinci turda (25 Mayıs 1924) Çekoslavakya ile karşılaştı. Yaklaşık 4500 kişinin hazır bulunduğu Bergeyre Stadı’nda gerçekleşen mücadeleyi takımımız 5-2 kaybederek turnuva dışında kaldı.

Bu aşamadan sonra milli takımımız Haziran ayı içerisinde Finlandiya, Estonya ve Litvanya’ya giderek bu ülkelerin milli takımlarıyla maçlar yaptı ve sırasıyla 4-2, 4-1 ve 3-1’lik galibiyetlerle yurda döndü. Bu maçlar gazetelerde büyük yankı buldu ve olimpiyatlarda yaşanan üzüntüyü bir nebze olsun hafifletti.

Beş sporcuyla oyunlara katılan güreş milli takımımızda Tayyar Bey, ilk maçında İspanyol rakibini alt etmeyi başararak 8 Temmuz itibariyle Türk sporcularının olimpiyatlardaki ilk galibiyetini almış oldu. İkinci maçında ev sahibi ülkeden karşılaştığı güreşçiyi de yenmeyi başaran Tayyar Bey’in üçüncü rakibi Finlandiyalıydı. Mücadele esnasında kolundan sakatlanan ve puan hesabıyla mağlup olan sporcumuzun bir maç hakkı daha olmasına rağmen kolundaki sakatlık ve dizlerindeki yaralardan ötürü yarışmadan çekilmek zorunda kaldı.

Atletizmde 100 metre, 4×100 bayrak, 800 ve 1500 metre yarışlarına katılan sporcularımız ilk turda elendiler. Bazı sporcularımız da, mücadeke edecekleri dallar komiteye zamanında bildirilmediği için yarışlara katılamadı.

Halterde; Gülleci Cemal, tüy siklet sınıfında toplamda kaldırdığı 345 kg ağırlıkla 22 sporcu arasında 14. sırada yer aldı.

Eskrim dalında yarışan, Beşiktaş Jimnastik Kulübünün 1 numaralı üyesi ve daha sonra 15 yıl boyunca Türkiye Eskrim Federasyonu başkanlığı yapacak olan Fuat Bey (Balkan) ülkemizi temsil etti. Ancak ne yazık ki ilk turda son sırayı alarak oyunlara veda etti.

Olimpik Futbol Takımımız

Bisikletçilerimiz ise maalesef olimpiyatlarda mücadele edemediler. Paris’e gittikten sonra yarışacakları bisikletleri almayı düşünen kafile, ne yazık ki bu emeline ulaşamadı. Bisikletler için oyunlardan aylar önce siparişlerin verilmesi gerekiyordu. Yine de sporcularımızın boş bir şekilde geri dönmemeleri için bir bisiklet fabrikasında staj ayarlandı, böylelikle modern bisikletlerin mekanizmaları hakkında ayrıntılı bilgi edinmeleri sağlandı.

Ülkemizde Durum

Türk basını olimpiyatlara giden sporcularımızla yakından ilgilendi. Gündemin yoğun ve bunaltıcı haberlerinden, olimpiyatlar sayesinde bir nebze de olsa kurtulmayı başarıyorlardı.

Nüfus mübadelesi, Musul sorunu, iç ve dış politikayla ilgili diğer haberlerin yanında, Paris’teki gelişmeler gazetelerin birinci sayfasından veriliyordu. 

Her ne kadar Başbakanlık nezdinde izinler istenmişse de, bazı sporcularımız izin alamadıkları için oyunlara katılamadılar. Bunların dışında sakatlık geçirenler de vardı, atletizm antrenmanı yapan ciritçiler yanlışlıkla ciriti halterci Üsküdarlı Şevket Bey’in göğsüne saplamışlardı. Hal böyle olunca Şevket Bey Paris’e gidemedi.

Sporcularımız ve yöneticilerimiz pek çok konuda tecrübeler edinerek yurdumuza geri döndüler. Örneğin, atletlerimizden Ömer Besim Bey (Koşalay), Paris’teki başarısızlığına rağmen daha sonraki yıllarda onlarca Türkiye rekoru kırdı. Besim Bey, Paris’te Amerikalı sporcuların üzerindeki kıyafetleri inceleyip koşmaya daha elverişli olduğunu fark etmiş ve derhal aynılarını kendisi için getirtmişti.

Gülleci lakabıyla tanınan, haltercimiz Cemal Bey(Erçman)

Türkiye Cumhuriyeti’nin katıldığı ilk uluslararası spor organizasyonu olarak tarihe geçen 1924 Paris Olimpiyat Oyunları, kısaca böyle geçmişti. Cumhuriyetimizin, uluslararası arenalarda nice başarılar kazanması dileğiyle. 

Tadımlık Bilgi: Yaz olimpiyatlarında ilk madalyamızı(Bronz) 1936’da güreşçimiz Ahmet Kireççi kazandı. İlk altın madalyamızı da yine aynı yıl ve yine bir güreşçimiz, Yaşar Erkan kazanmayı başardı.

Çoğunlukla, Yrd. Doç. Dr. Nuray Özdemir’in kaleme aldığı “Türkiye Cumhuriyeti’nin Katıldığı İlk Uluslararası Organizasyon: 1924 Paris Olimpiyatları” eserinden yararlanılmıştır. Esere ulaşmak için tıklayınız.