Bulgar Kasabı II. Basileios – Bizans Bulgar İlişkileri (2)

Yazar: Ali Hüsmen Mutlu

Balkan Tarihini şekillendiren en önemli olaylar silsilesi olan Bizans – Bulgar münasebetlerini anlattığımız yazıların ilkinde, Bulgar Hanı Krum’dan bahsetmiştik. İlk bölüm için tıklayınız: “Krum ve Şarap Kadehi”

Bu yazıda, yine söz konusu mücadelelerin en ünlü simalarından birisi olan, Bizans İmparatoru II. Basileios’u ve ona “Bulgar Kasabı/Bulgarkıran” unvanının verilmesine sebep olan olayları anlatacağız.

II. Basileios'un XI. yy.da Yapılmış Bir Tasviri (Kaynak: Wikimedia Commons)

Bir önceki yazımızda bahsetmiş olmakla birlikte, Bulgarların serüvenini bir kez daha hatırlayalım:

Eski Bulgar Hanlığı ve Batıya Göç Yolları (Kaynak: Wikimedia Commons)

Eski Bulgar Hanlığı ve Batıya Göç

Karadeniz’in kuzeyi ile Hazar Denizi arasında yaşarken, kendileri gibi bir Türk kavmi olan Hazarların gitgide artan baskısından ötürü batıya göç etmek zorunda kalan Ön-Bulgarlar, 670’lerin başlarında Asparuh önderliğinde Karadeniz’in kuzeyini kat ederek Tuna boylarına yerleşmeye başladılar. Dönemin Bizans İmparatoru IV. Konstantinos, bu kalabalık ve savaşçı kavmin devletinin sınırlarına gelişinden elbette haberdardı ancak o yıllarda doğuda Müslüman Araplar iyice güçlenmiş, hatta 674 – 678 yılları arasında İstanbul’u kuşatacak kadar büyük bir tehdit halini almışlardı. Dolayısıyla Konstantinos, Bulgarlara yüzünü ancak 680 yılında çevirebildi. Fakat, bu tarihte büyük bir ordu ile Bulgarlar üzerine sefere çıkan İmparator Konstantinos’u bir dizi kötü sürpriz beklemekteydi: Tuna boylarındaki arazinin aşırı derecede bataklık olması, sefer sırasında kendisinin gut (nikris) hastalığının nüksetmesi ve ayrıca bu durumun, Bulgarları cesaretlendirerek savaşmaya teşvik etmesi gibi… Bu sebepler yüzünden, Konstantinos’un yaşadığı hezimet de, bir o kadar büyük oldu.

Bulgarlar ise, Bizans’a karşı kazandıkları bu zaferin sonrasında, kralları Asparuh liderliğinde, günümüz Bulgarlarının nüvesini oluşturacak olan Tuna Bulgar Devleti’ni kurdular (MS 681) ve böylelikle Bizans İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar, 750 yıldan fazla sürecek olan Bulgar – Bizans çekişmesi başlamış oldu.

II. Basileios döneminin (MS 976 – 1025) hemen öncesindeki duruma bakıldığında ise, Bulgarların Symeon hükümdarlığında Balkanların en güçlü ve en geniş devleti haline geldiği görülür. 893 – 927 yılları arasında 34 yıl hüküm süren Symeon, Bizans içerisindeki istikrarsızlıklardan çok iyi faydalandı. O kadar ki, tüm Balkan coğrafyasını ele geçiren Symeon, Bizans’ı da yenerek; doğuda Edirne, güneyde Selanik, batıda ise Adriyatik kıyısında önemli bir şehir olan Draç’ı bile işgal etmişti.

Symeon Döneminde Bulgarların Ulaştığı En Geniş Sınırlar (Kaynak: Wikimedia Commons)

Basileios Döneminde Bulgarlar 

II. Basileios dönemine geldiğimizde ise durum şöyleydi:
976 – 1025 yılları arasında,
49 yıl boyunca tahtta kalan II. Basileios, akıllı ve ileri görüşlü bir hükümdardı ancak ataları VI. Leon ya da mesela VII. Konstantinos gibi kültürlü ve bilge değildi. Kendisinin edebiyat, tarih ve bilime ilgisinin olmadığı, hatta Grekçeyi bile doğru düzgün konuşamadığı söyleniyordu. Ancak tutumlu, kararlı ve disiplinli bir yöneticiydi. Bulgar tarafında ise II. Basileios’un çağdaşı, yine güçlü Bulgar hanlarından birisi olan, 997 – 1014 yılları arası hüküm sürmüş Samuel tahttaydı.

Hükümdarlığının ilk yıllarında Basileios, doğudaki düşman ülkeler, suikastler ve isyanlar gibi sorunlarla uğraşmak zorunda kalmış; Bulgarların pek çok hareketini ya sineye çekmek ya da diplomasi veya entrikalarla çözmeye özen göstermişti. Bu esnada Samuel ise, Balkanlar ve Trakya topraklarının büyük kısmını işgal etmiş, Bulgar patrikliğini yeniden kurmuş, kızlarından birini Sırp Kralı Vladimir’e vererek iyice güçlenmişti.

Yine de Basileios, Bulgarlar üzerine nihai seferine 1014 yılında başlayabildi. Bu zamana kadar Samuel, Basileios’un sefer güzergâhına hendekler kazdırmış, duvarlar ördürmüş ve geçitleri kullanılmaz hale getirmişti. Bu tahkimata rağmen Basileios, bu geçitleri aşarak, bölgeye girmeyi başardı. Ancak dağlık olan bölgede, geçitlerde ilerlemek yine de çok zordu. Gerçekten de Basileios’un ordusu, 29 Temmuz 1014 günü, günümüzde Yunanistan-Bulgaristan sınırında kalan Belasitza dağının geçitlerinin birisinde Samuel’in ordusu karşısında sıkışmış, Bulgarların geçide kurduğu engeller yüzünden çakılıp kalmış, neredeyse çaresiz bir haldeydi. Acaba kapıda, bir önceki yazıda anlattığımız gibi bir aşağılanma ve facia mı beklemekteydi Bizans’ı?

Ancak Basileios, komutanlarından Nikephoros Ksiphias’ın ortaya attığı cesurca planına itimat ederek, onu dağı yan taraftan aşıp Bulgarların arkalarına sarkması için gönderdi. Bunu başaran Ksiphias sayesinde Bulgarları gafil avlayan Bizans ordusu, Samuel’in ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Samuel, oğlu Gabriel Radomir’in kahramanlığı sayesinde zar zor kaçmayı başardıysa da, askerlerinin çoğu öldürüldü, bir kısmı da esir alındı.

Öldürülenler şanslı olanlardı belki de…

Çünkü Basileios, kendisine malum lakabı getiren intikamını burada aldı.
Sayısı 15.000’i bulan esirlerin
tümünün gözlerini oydurdu. Bunlardan her 100 tanesine de, “tek” gözü oyulmuş birer esiri “rehber” olarak vererek Samuel’e gönderdi.
Samuel, bu korkunç görüntü karşısında
yaşadığı azap yüzünden önce felç olup, 2 gün sonra da hayatını kaybetti. II. Basileios ise, Bulgarlara reva gördüğü bu muamele yüzünden, tarih sayfalarına “Bulgar Kasabı (Bulgarkıran/Vulgarochtonos/Bulgar-Slayer)” olarak geçti ve bu “başarısı” üzerine Atina’ya giderek şükür duasında bulunduktan sonra İstanbul’a muzaffer bir imparatora yakışır bir törenle girdi.

Böylece, başta Bulgaristan olmak üzere tüm Balkanlar Bizans hâkimiyetine girdi ve imparatorluk en güçlü dönemini yaşamaya başladı.

II. Basileios Döneminin Hemen Sonunda Bizans Imparatorluğunun Sınırları (Kaynak: Wikimedia Commons)

Ancak, sınırları Adriyatik’ten Kafkas’lara kadar uzanan Bizans, II. Basileios’tan sonra gelen VIII. Konstantinos gibi zevküsefaya düşkün basiretsiz imparatorlar ya da Zoe ve Theodora kardeşler gibi kraliçe ve prenseslerin taht kavgalarına mahal veren ihtirasları yüzünden, bu yükselişi sürdüremedi. Ta ki, 1081 yılında I. Aleksios ile “Komnenos Hanedanı” yönetime gelene kadar. Komnenosların hüküm sürdüğü dönem kaynaklara her ne kadar “Komnenos Restorasyonu” olarak geçse de bu devir, 1204 yılında Venedik öncülüğündeki Latinlerin IV. Haçlı Seferinde İstanbul’u tarumar etmesiyle sonlandı. 

Bizans artık bundan sonra, dimdik bir yokuştan aşağı frenleri patlak bir kamyon gibi inecek ve bilinen tabirle, 1453 yılında “Türk sarığını, kardinal külahına yeğler” bir vaziyete gelecekti.

Yazar: Ali Hüsmen Mutlu

Kaynaklar:

John Julius Norwich, Bizans II. Cilt Yükseliş Dönemi (MS 803 – 1081)

Umberto Eco, Ortaçağ (Barbarlar, Hristiyanlar, Müslümanlar)

Arthur Koestler, Onüçüncü Kabile (Hazar İmparatorluğunun Mirası)

Doç. Dr. Birsel Küçüksipahioğlu, Balkan Tarihi (İstanbul Üniversitesi AUZEF Tarih Bölümü Ders Materyali)

Doç. Dr. Birsel Küçüksipahioğlu, Bizans Tarihi (İstanbul Üniversitesi AUZEF Tarih Bölümü Ders Materyali)