Çernobil Sonrası Türkiye – 1 “Tehlike Yok”

Çernobil’de yaşanan nükleer felaket hepimizin malumu. Günümüzde dahi hakkında haberler yapılmaya, belgeseller çekilmeye devam ediyor. Kazanın yaşandığı alan hala yerleşime kapalı ve bilim insanlarınca incelenmekte. İnsanlık tarihine oldukça acı bir iz bırakan bu hadise sonrası ülkemizde yaşananları araştırdık.

Kazanın duyulmasından sonra yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, basının tutumu, sosyal hayata etkisi, tepkiler, meşhur çay içme fotoğrafı, gıda ihracatının durumu, davalar ve yıllar sonra gelen itirafları derlediğimiz iki bölümden oluşan “Çernobil Sonrası Türkiye” yazımızın ilk bölümü sizlerle.

26 Nisan 1986, yerel saat 01:24… Çernobil’de bulunan nükleer santralin 4 nolu reaktöründe meydana gelen patlama, etkileri onlarca yıl sürecek bir felaketin başlangıcı anlamına geliyordu.

Neler Oldu?

Söz konusu reaktör rutin bakımdaydı ve o gece güç kesintisine karşı tepkisi incelenecekti. Ne var ki teknisyenlerin bu denemesi öngörülemeyen şekilde sonlandı.

Deney sırasında reaktörde önlenemeyen çekirdek tepkimeleri meydana geldi. Yükselen ısı ve açığa çıkan enerjinin kontrol altına alınamaması neticesinde artan buhar basıncı reaktörün çatısını havaya uçurdu ve reaktör alevler içinde yanmaya başladı.

Felaket o kadar büyüktü ki, ortaya çıkan radyasyon Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından 200 kat daha etkiliydi.

Patlama anında 31 kişi hayatını kaybetti ancak etkileri bununla sınırlı kalmadı. 

Enkaz kaldırma çalışmalarına katılanların dışında, gerek santralin çevresinde yaşayanlar gerekse hava ve su yoluyla radyasyona maruz kalanlarla birlikte ölü sayısı on binleri aşmış durumda.

Enkazın toplanması, reaktörün altının ve üstünün kapatılması 15 gün sürdü. Bugün, hala radyasyon yaymaya devam eden reaktörün üzeri bir kubbeyle kapatılmış durumda.

İlk Değil

Çernobil’de yaşanan kaza, SSCB(Sovyetler Birliği) için ilk değildi. 26 Nisan gecesinden yaklaşık 30 yıl önce Rusya’nın doğusundaki Çelyabinsk kentinde de bir nükleer kaza meydana gelmişti. Mayak adında, nükleer santral yakıtı üreten bir tesiste meydana gelen kaza yerel ve uluslararası kamuoyundan gizlendi.

Dışa kapalı bir yapısı olduğu için kolaylıkla bunu saklamayı başaran Sovyet yönetimi, aynı şekilde Çernobil’deki kazayı da saklı tutma niyetindeydi ancak radyasyon yüklü bulutlar buna izin vermedi. Kazadan 2 gün sonra kuzeye yönelen bulutların İskandinavya’ya ulaşmasıyla bir şeylerin ters gittiği anlaşıldı ve SSCB kazayı dünyaya duyurmak zorunda kalarak yardım talebinde bulundu.

Rusların böylesine önemli bir hadiseyi mecbur kaldıkları için açıklamaları da diğer ülkelerin tepkisine neden oldu.

Kaza sonrası radyasyon yüklü bulutların Avrupa, Balkanlar ve Türkiye üzerindeki dağılışı.

Aynı gün, kuzeye yönelmiş olan bulutlar yön değiştirerek tam tersi istikamette hareket etmeye başladı. Yani Türkiye ve Balkanlar’a doğru…

Milliyet Gazetesi – 30 Nisan 1986

Türk Basınına Yansıması

Olay, 30 Nisan tarihinde Türk gazetelerine yansıdı. Milliyet Gazetesi’nde “Dünya’da Nükleer Panik” başlığıyla ilk sayfadan duyurulan haberde, “İlk belirlemelere göre 2 kişi öldü.” ifadesinin yer alması, Rus makamların olayı duyurmuş olsalar dahi tam anlamıyla şeffaf davranmadıklarını göstermekteydi.

Yine aynı haberde yer alan haritada, Bulgaristan dahi etkilenen ülkeler arasındayken sınırdan itibaren ülkemiz hiç etkilenmiyor olarak gösteriliyordu.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, olayın duyulmasının ardından Karadeniz kıyılarında radyasyon ölçümlerine başladıklarını duyurdu.

Mehmet Ali Birand

Gazeteci Mehmet Ali Birand, Moskova’dan bildiriyordu: “Yabancı gazetecilerin Kiev’e gitmelerine izin verilmiyor. Binlerce kişinin öldüğüne dair haberler yalanlandı. Ayrıca Sovyet hükümeti kazanın olduğu reaktörün kapatıldığını ve radyasyon seviyesinin düşmeye başladığını duyurdu. Bölgedeki radyasyonun yöre halkı için tehdit oluşturmadığı belirtildi.

Sınırlarımızdan geçemeyen radyasyon

Atom Enerjisi Kurumu

Çernobille birlikte Türk halkının hayatına Atom Enerjisi Kurumu(AEK) dahil oldu. Kurum başkanı Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre, 30 Nisan günü yaptığı açıklamada, “Kiev tamamen bitmiş durumda. Artık Kiev için kurtuluş yok… Ama bizim için tehlike yok… Türkiye için geçici olarak bile etkisi olmayacağına şahsen inanıyorum.” sözlerini kullanarak halkın yüreğine su serpiyordu.

Şüphesiz bu açıklamada radyasyon yüklü bulutların henüz ülkemiz üzerine gelmemiş olmasının da payı vardı.

Balkanlarda Panik ve Türkiye

2 Mayıs itibariyle Balkanlarda radyasyon oranının artması sebebiyle Romanya ülke çapında alarm verildi. Halktan mümkün olduğunca evden çıkmamaları istendi ve 8 yaş altı çocuklara iyot tabletleri dağıtılacağı açıklandı.

Bir sonraki gün AEK, yurdumuzun bazı bölgelerinde radyasyon miktarının 7 kat kadar arttığını duyurdu. Yine de Prof. Dr. Özemre bu sonuçların bir sorun teşkil etmediğini dile getirdi. Açıklamasında, “Bu radyasyon oranı, özel önlem alınmasını gerektirmeyecek kadar düşüktür.” dedi.

SHP Genel Başkanı ve aynı zamanda Fizik Profesörü olan Erdal İnönü de yaptığı açıklamada, “7 kat önemli bir tehlike değil. Tehlikeli olabilmesi için 10 bin kat artması lazım.” sözleriyle Özemre’yi destekliyordu.

Günaydın Gazetesi 4 Mayıs 1986
Milliyet Gazetesi – 5 Mayıs 1986

Etkisi Azalıyor

Atom Enerjisi Kurumu, 4 Mayıs’ta bir açıklama yayınladı: “Pazar sabahı (4 Mayıs) 10:30 itibariyle Türkiye üzerindeki radyasyon bulutlarının toprak ve deniz seviyesindeki etkisi gitgide azalarak devam etmektedir… İkinci bir uyarıya kadar; yağmurun ıslattığı yemler hayvanlara verilmemeli, yağmurun ıslatmış olduğu, çamur bulaşan elbise ve ayakkabılar temizlenmelidir. Meyve ve sebzeler uzun süre bol akar suyla yıkanmalıdır.

Edirne’de Alarm

Yağan yağmurlar sonrası Edirne Valiliği, yağmur sularından kimsenin istifade etmemesi gerektiğini halka duyurdu.

Ne var ki yağmurun ardından gelen güneşli Pazar(4 Mayıs) gününü fırsat bilen vatandaşlar mesire alanlarına hücum etti. Her şeyden habersiz küçük çocuklar su kanallarına girdiler.

Öte yandan balıkçılar, halkın balık almaktan uzak durması nedeniyle ellerinde kalan balıklardan dem vurmaya başladılar.

Süt fabrikaları, radyasyon konusunda sürekli bilgi aldıklarını, tehlike söz konusu olduğu anda üretimi durdurma konusunda tereddüt etmeyeceklerini açıkladılar.

İsveç’te de radyasyon oranının düştüğü açıklansa da Sovyetlere yakın yerlerde yaşayan halkın ineklerini otlatmaya çıkarmasına izin verilmedi.

İsviçre ise bebeklere inek sütü verilmemesi ve sebzelerin yıkanmadan yenmemesini vatandaşlarından istiyordu.

Tehlike Atlatıldı

Alarm verilen tek şehrimiz olan Edirne’de son yağan yağmurların temiz olduğu ve radyasyonun etkisini azalttığı belirtilerek 5 Mayıs’ta belediye başkanı bizzat şehre anons yaptı: “Tehlike atlatıldı. Geçmiş olsun.”

Birkaç gün içinde tehlikenin atlatılmış olmasına pek inanmayan Edirne halkı, temkinli şekilde hareket edince belediye başkanı yeniden mikrofonu eline aldı. Halka açıklamalar yapan İbrahim Ay, rahatça sebze meyve yenebileceğini ayrıca bazı köylerden gelen hayvanların kesilmeyeceğini söylediğine dair çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Son olarak Ay, “Bizi yıpratmak istiyorlar!” dedi.

Süt satışlarının azalması üzerine İzmir’de bir firma halka bedava süt dağıttı. / Günaydın 21 Mayıs 1986

İhracata Radyasyon Freni

Her ne kadar basın ve yetkililer tarafından tehlikenin ciddi olmadığı yönünde açıklamalar gelse de, 4 Mayıs günü radyasyon yüklü bulutların Türkiye üzerine çöktüğünü gösteren uydu görüntüleri bulunmakta.

8 Mayıs’ta Avusturya, Türkiye’den yaş sebze ve meyve alımını durdurduğunu açıkladı. Gıda ürünlerine uygulanan kısıtlamalar da böylece başlamış oldu.

Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeleri(İtalya hariç) 12 Mayıs’ta sosyalist ülkelerden yapılan taze gıda ve canlı hayvan ithalatını durdurduğunu açıkladı.

Bunun üzerine ülkemizden ihraç edilecek mallar için “temiz raporu” alma şartı getirildi. İlk temiz raporunu alan Demircioğlu Gıda ve Et San. Aş. yetkilisi, Suudi Arabistan’a yapacakları ihracat öncesi aldıkları raporla ilgili olarak gazetelere yaptığı açıklamada, “40 bin ton ihracın yüz binde birini numune olarak verdik. Et ülkenin çeşitli yerlerinden geliyor. Yani bu raporlar formalite. ifadelerini kullandı.

Gazetelerde yer alan haberlerde, ihraç ettiğimiz kurbağa bacağından, salyangoza, kirazdan patlıcana kadar tüm ürünlerin radyasyon kontrolünden geçirildiği ifade ediliyordu.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral: “Dinine, imanına inanan radyasyon var demez.” / Günaydın Gazetesi – 24 Haziran 1986

Bunun dışında ülkemizde de süt ve içme sularının sürekli denetlendiği, endişe verici bir şey olmadığı bilgisi okuyucularla paylaşılmaktaydı. AEK Başkanı Prof. Dr. Özemre, “Yaptığımız aralıksız çalışmalarda hiçbir bölgede radyasyon arttığına ilişkin bir belirti bulunamadı. Türkiye’de hiçbir radyoaktif tehlike yoktur.” diyerek halka her şeyin kontrol altında olduğunu bildiriyordu.

Çernobil’den sonraki dönemde, bir önceki yıla oranla turist sayısında yüzde 15’lik bir azalma yaşandı.

Sovyetlerden Gelen Ayçiçek Yağı

SSCB’den gelen ayçiçeği yağı yüklü bir tanker İzmir limanında bekletilip Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü tarafından kontrole alındı. Üç gün bekletilen tankerdeki yağdan alınan numunelerde radyasyona rastlanmaması sonucu, yağın yurda girişine izin verildi.

Bir diğer gelişmede Avusturya cephesinde yaşandı. Temiz raporunun kendilerinden alınması koşuluyla ithal ürünlere kısmi bir izin çıktı. Ancak toprak altında yetişen ürünler için yasak devam etti.

Suudi yetkililer temiz belgesi olmayan tırları sınırdan geri çevirmeye başladılar.

Özal’a Sunulan Rapor

Başbakan Turgut Özal’a sunulan raporda, Türkiye’nin bazı kesimlerinin 3-4 Mayıs tarihlerinde yüksek dozda radyoaktivite yüklü bulutların altında kaldığı ama beklenmedik şekilde güneyden esen rüzgarla bu etkiden kurtulduğu belirtildi.

En şiddetli şekilde radyasyon etkisine maruz kalan yerler olarak; Karadeniz Ereğli, Düzce ve Kandıra yöreleri gösterildi. Doğal radyasyon miktarının 12 katı kadar fazlası görülen bu bölgelerde rüzgarın etkisiyle bu oranın düştüğü kaydedildi.

Raporda son olarak, söz konusu yüklü bulutların 5 Mayıs günü 16:30 itibariyle yurdu tamamen terk ettiği ve süt, kaynak suyu, et, balık tüketmenin bir sakıncasının olmadığı belirtildi.

Halk da Yemiyor

Vatandaşların Trakya karpuzundan radyasyonlu olduğu gerekçesiyle uzak durması sonrası satıcılar isyan etti. Balıkçılar da aynı durumdan şikayetçiydiler; balıkların elde kaldığı, neredeyse hepsini denize döktüklerini ifade ettiler.

Radyasyon illeti olarak adlandırdıkları durumun satışlara olan olumsuz etkisinden kurtulmak için yetkililerin kesin bir dille olanı biteni anlatmaları gerektiği konusunda satıcısından alıcısına herkes hemfikirdi.

Halka açıkça aktarılmayan verilerden Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral da şikayetçiydi. Aral, basında çıkan haberlerden ötürü Kuveyt’in tırlarımızı ülkeye almadığını; basının bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Daha sonraki günlerde Kuveytli yetkilileri ülkemize davet ederek, İstanbul ve Çukurova’ya gezi düzenlendi.

Her fırsatta halka endişe edecek bir şey olmadığı konusunda açıklamalar yapan AEK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre, “Radyasyonlu olduğu öne sürülen ne varsa getirin gözünüzün önünde yiyip içeyim. sözleriyle kesin bir dille en küçük bir endişelerinin olmadığını ifade etti.

Kapak: Gerd Ludwig Photography

Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği anket, fındık ve çay konusu, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın yorumları, Cahit Aral’ın meşhur fotoğrafı, yıllar sonra gelen itiraflar, çayın ihracat rakamındaki korkunç tablo, Boğaz’da ve Marmara’da Çernobil’in izleri… Yazı dizimizin ikinci kısmı için tıklayınız. 

Çernobil Sonrası Türkiye – 2 “Üzgünüm”

Türkiye’de AIDS – İlk Yıllar