Çekirge Cephesi – 1914’ten 1923’e Çekirge İstilaları

Moğollar için geçtiği her yeri yakıp yıktıkları, ne var ne yoksa yok ettikleri söylenir. Herhalde tarihte Moğollardan sonra bu sözlere “mahzar” olabilecek yegane topluluk çekirgelerdir. Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele diye adlandırdığımız dönemin gizli düşmanıdır çekirgeler. Mustafa Kemal’den Enver Paşa’ya kim varsa, bu düşmana karşı üzerine düşeni yapmaya çalışmışlardı.

Çok çok eski tarihlerden Cumhuriyet’in ilk yıllarına değin bulunduğumuz coğrafya ve çevresinde büyük yıkımlara sebep olmuş, insanlığı kıtlıkla karşı karşıya bırakmış olan çekirge istilalarını, özellikle Birinci Dünya Savaşı ve kurtuluş mücadelemiz sırasında yaşananları, Doç. Dr. Sevilay Özer’in kaleme aldığı Anadolu’da Görülen Çekirge İstilaları ve Halk Üzerindeki Etkisi 1914-1945 adlı eserini baz alarak, çok detaylarda boğulmadan aktarmaya çalışacağız.

Tarihte yaşanan çekirge istilalarına dair satır başları, çekirge türleri, savaş yıllarında yaşananlar, mücadele yöntemleri…

Tarihte Çekirge İstilaları

Sürü halinde hareket ettiklerinde günde on binlerce ton besin tüketebilen; insan ve otçul hayvanları kıtlıkla baş başa bırakan çekirgeler, tarih boyunca pek çok topluluğu zor duruma sokmuşlardı.

Anadolu’da bilinen en eski çekirge istilası 810 yılı Mayıs ayında Urfa’da meydana gelmiş. Tabi ne Urfa ne de Anadolu için bu istila son olmamış, nesiller boyu çekirgelerle mücadele sürüp durmuş.

Çok soğuk iklimleri bir kenara bırakırsak, dünyanın hemen her yerinde çekirge istilaları görülmüş. Örneğin; Rusya 19. yüzyıl içinde yaklaşık iki yılda bir istilaya maruz kalmış. Almanya, 1730 ile 1732 arasında yaşanan çekirge akınları dolayısıyla çaresiz kalmış; kiliselerin çanları aralıksız çalınmış, top ve tüfek atışları yapılmış ancak bir sonuç alamamıştı. 1866’da Cezayir’de meydana gelen istila sonrası ortaya çıkan kıtlık 20 bin kişinin ölümüne sebep olmuştu.

Evleri Yıkan İstila

1610 yılında çekirgeler bu sefer Osmanlı İmparatorluğu başkenti İstanbul’a dadanmışlar. Sokakları saran çekirgeler, bulabildikleri tüm yeşillikleri yemişlerdi; ev ve iş yerleri çekirgelerle doluydu. Paniğin hakim olduğu başkentte çekirgelerin tahribatı sonucu bazı evlerin yıkıldığı dahi görülmüştü.

Demir yolu ulaşımının hayatın içine girmesiyle çekirgelerin neden olduğu bir başka sorun ortaya çıktı. Ezildiğinde ortaya çıkan yağ, tren tekerlerini raya yapıştırdığı için lokomotifler durmak zorunda kalıyorlardı. Raylara kum dökülerek çözüm bulunmaya çalışıldıysa da bunun bir işe yaramadığı kısa sürede anlaşılmıştı.

Sürü halinde gezdiklerinde öyle tehlikeli oluyorlardı ki, bitki bulamadıkları kimi zaman insanların kıyafetlerini hatta beşikte uyuyan bebeklerin iskeletlerine kadar olan etlerini dahi yiyebiliyorlardı.

Çekirge Türleri

Haz etmeyenlerin olabileceğini düşünerek çekirge fotoğrafı paylaşmayacağız; ancak araştırmak isteyenler için yurdumuzda görülen en tehlikeli üç tür çekirgede hakkında kısa bilgi vermek istiyoruz. Bunlar; Fas, Çöl (Sudan) ve İtalyan çekirgeleridir.

Fas çekirgesi, Anadolu’da görülen en zararlı türlerden biri. Daha çok Güney Doğu Anadolu ve Batı Anadolu’da görülmüşlerdir.

Çekirgeler hakkında şunu belirtmekte fayda var; sürü halinde dolaşmaya başladıkları andan itibaren daha da büyümeye ve kanatları daha da güçlenmeye başlar. Bu da onları daha tehlikeli hale getirmektedir. Ayrıca toplu halde dolaşan çekirgeler, uygun bir alan bulduklarında genellikle toprak altına; içinde çokça yumurta olacak bir koza şeklinde yumurtlarlar.

Çekirge istilaları halkı o kadar bıktırmıştır ki, kadıya dahi başvurmuşlardı. 1787 yılında halkın şikayeti üzerine kadı bir emirname yayınlar: “Ey adı çekirge olan kuşlar…” diye başlayan yazı, “…(Bu mektubu) aldığınızda aklınızı başınıza toplayıp bir daha böyle zararlar yapmayınız; yaparsanız sizi Allah’a havale ederim.” diye sona eriyordu.

Çöl çekirgeleri de, bahsettiğimiz diğer türden aşağı kalır değiller. Yeryüzünde bulunan çekirgeler arasında en geniş alana yayılabilen tür bunlardır. Sürü halindeyken 2000 kilometre uzaklığa kadar uçabilmektedirler. Irak ve Suriye dolaylarından ülkemize giren bu çekirgeler, doğu ve güneydoğu illerimizde ciddi tahribatlar meydana getirmişlerdir.

Son olarak, İtalyan çekirgeleri; Anadolu topraklarındaki en zararlı tür. Karadeniz dışında her bölgede görülmüş olsa da, diğer iki türe oranla oldukça dar bir alanda varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu da onların diğerlerine oranla daha az zarar vermesine sebep olmuştur.

ceviizcom

Başkalaşım gösteren böceklerde larva ile ergin dönem arasındaki evreye sürfe denilmektedir. Çekirgeler için de bu ifadeyi kullanacağız.

Savaş Yıllarında Çekirge İstilaları (1914-1923)

Birinci Dünya Savaşı öncesinde de çokça kez çekirgelerin saldırısına uğramıştı Osmanlı coğrafyası. Çekirge sürüleri 1865, 1878, 1890 ve 1902’de özellikle Filistin ve Suriye civarında mahsule büyük zararlar vermişlerdi.

1915 yılı Şubat ayında Filistin bir kez daha çekirgelerin istilasına uğradı. Bu istila Irak ve Antakya’ya kadar uzandı. 

Osmanlı ordusunda asker olan İhsan Salih Bey(Trujman), 29 Mart 1915 tarihinde günlüğüne şöyle yazmıştı: “Çekirge istilası yedi gün önce başladı ve gökyüzünü kapladı. Bugün çekirge bulutlarının şehrin üzerinden geçip gitmesi iki saat aldı. Ülkeyi istila ettiklerinden dolayı Allah bizi üç felaketten korusun; savaş, çekirge ve hastalıklar. Fakirlere yazık.” Amerika’nın Kudüs konsolosu Dr. Otis A. Glazebrook da o günlerle ilgili, “Sanki yeşil ve beyaz bir ırmağın akışı gibi” ifadesini kullanmıştı.

Aynı yıl Haziran ayında Antakya ve Adana’da sürüler görülmeye başlandı. Hatta sürülerin buradan Doğu Anadolunun yüksek dağlarına doğru gittiği görüldü. Batı Anadolu vilayetleri de 1915 ve 1916’da çekirgeden nasiplerini aldılar. Vatanlarının işgal edilmesine isyan eden Anadolu halkı, bir taraftan da tarlalarındaki işgalcilerle boğuşuyordu.

Mücadele Yöntemleri

İstilalar karşısında çaresiz kalan halk için devlet yardım elini uzatmaya çalışmıştır. 14 Kasım 1912 tarihinde “Çekirge İtlafına Dair Kanunname” çıkarıldığını da belirtmekte fayda var. Çekirgelerin hem halkı hem de askeri tehdit eder hale gelmesi üzerine Ziraat, Dahiliye ve Harbiye Nezaretleri(Bakanlık) ortak çalışmalar yürütmüşlerdir.

Sürülerin görüldüğü yerlerde derhal bir Çekirge Komisyonu oluşturulmaktaydı. Çekirge uçkun hale geldikten sonra mücadelesi çok zor olduğu için sürfe ve yumurta evresindeyken itlaf edilmesi son derece önem arz etmekteydi. Kurulan bu komisyonların amacı da, yerel veya ulusal unsurları örgütleyerek, halkı bu beladan kurtarmaktı.

Müfettişler, müdürler, zabitler, muakkib ve çavuşlar, ambar memurları, muhtar ve ihtiyar heyeti işin örgüt kısmında; halk, amele taburları, askeri birlikler, öğrenciler ve hatta mahkumlar da çekirge itlafının saha elemanları olarak mücadelede yer aldı.

Tabi bunların dışında çekirgelerin doğal düşmanları olan leylekler, sığırcık kuşları ve diğer kuşlar da bazen kendiliğinden bazen de yönlendirmeler yapılarak mücadeleye dahil oldular.

İtlaf için uygulanan yöntemler ise; yumurtaları ezmek, toplamak, araziyi sürmek; sürfelere sert cisimlerle vurmak, çukura gömmek, gürültü ve dumanla uzaklaştırmak, ağlarla, çarşaf veya çinko levha yardımıyla yakalamak, çekirgeli alanları yakmak ve kimyasal ilaç kullanmak olarak sayılabilir.

Çinko levhalar, çekirge yığını ve açılan bir çukur. / Kaynak: Anadolu’da Görülen Çekirge İstilaları ve Halk Üzerindeki Etkisi 1914-1945.

Sahte Koza Üretmek

Çekirgeden yılmış olan halkı itlaf çalışmalarına yönlendirmek de kimi zaman oldukça zor olmuştu. Bir yerde çekirge görüldüğü vakit yalnızca orası değil, civardaki yerleşim yerleri de çalışmalara katılmaya zorunlu kılınmıştı. Özellikle ordunun tasfiyesi sonrası amele taburlarının ortadan kalkması, halkın yardımını almayı zorunlu hale getirmişti. Bu dönemde ödül sistemi getirilerek, nişan ve madalya dağıtılarak halk teşvik edilmeye çalışmıştır.

Başlarda 15-60 yaş arası erkekler için yükümlülük getirilmiş olsa da, savaş dolayısıyla yerleşim yerlerinde yetişkin erkek sayısının azalmasından ötürü bazı bölgelerde yaş sınırı aşağıya çekilmiş ve kadınlar da çalışmalara dahil edilmişti.

İtlaf çalışmaları kapsamında kişi başı belli bir miktarda koza(yumurta) toplanması yapılan uygulamalardan bir tanesiydi. Kural basitti; toplayanlar sıralarını savmış sayılacak, toplamayanlar ise para cezası; ödemezlerse de hapis cezası alacaklardı. Bu uygulamadan kaçmak isteyenlerin olması da farklı bir iş kolunun ortaya çıkmasına sebep oldu. Fazla fazla topladıkları yumurtaları satışa çıkaranlar, hatta bunu pazar yerinde sergileyenler dahi vardı. Bundan da ötesi, bazı tüccarların suni çekirge kozası üretmeye kalkışmaları oldu. Ayrıca; devletin ambarlarında görevli memurlardan bazıları, para karşılığı evrakta usulsüzlükler yaparak bir takım kişileri yumurta teslim etmiş gibi gösteriyorlardı.

Sahte kozacılar, görevini kötüye kullananlar, sürüyü gördüğü halde söylemeyenler, yalan yere ihbar beyan edenler ve buna benzer kötü niyetli davranışta bulunanlar cezalandırılmaktan kaçamadılar.

Matara Yapılan Çinko Levhalar

Oluşturulan komisyon, mücadelesini eldeki imkanlar ölçüsünde uygulamaya çalışmaktaydı. Savaş halinde olunmasına karşın, öyle ya da böyle nazırlıklardan ödemeler gelmekteydi. Araç gereç, ilaç, çinko levha alınması da merkezden gelecek bu paralara bakmaktaydı. Tabi ödemelerin de her zaman tam yapılabildiği söylenemezdi. Tüm bunların yanında, tüm bu zorluklarla alınan araç gereçler, ne yazık ki yaşanan işgaller sırasında yağmalanmaktaydılar.

Milli mücadele döneminde de Kuva-yı Milliye güçleri, matara yapmak için çinko levhaları kullanmış; ayrıca çarşaf, çuval gibi eşyaları da almıştı. Bu çinko levhalar bir hayli fedakarlık yapılarak Osmanlı İmparatorluğu tarafından Almanya’dan getirtilmişti. Söz konusu uygulamanın çekirge sürüsüyle mücadeleyi olumsuz etkileyeceği bildirilerek alınan malzemelerin geri verilmesi ve bir daha alınmaması hususunda uyarılar yapıldı.

Çekirgelerden geriye kalanlar…

Kıtlık, Sefalet, Ölüm

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ortaya çıkan Çanakkale Cephesi, boğazın kapatılması nedeniyle ticareti de durma noktasına getirmişti. Bu dönemde İstanbul’a dışarıdan gelen un miktarı günde 25 bin çuvaldan 8 bin çuvala kadar inmişti. Bu da fiyatların artmasına sebep olmuştu. Üzerine bir de yerli mahsule çekirge dadanınca 1916 ve sonrasındaki iki sene fiyatlar katlanarak arttı.

Bunun dışında eli silah tutan her erkeğin askere çağrılması da, üretimi olumsuz etkiledi. Savaş başlı başına bir zorluk iken, üzerine çekirge felaketlerinin yaşanması durumu daha da vahim bir hale getirmişti.

Çekirgeler canlıyken insan sağlığını tehdit ettikleri gibi, imha edilmeyen ölülerinin yarattığı hava kirliliğinden ötürü ölüme varan sorunlara da sebep olmaktaydılar.

Suriye’de 1915 yılında mahsulün neredeyse tamamının çekirgelerce yok edilmesi sonrası halk dilenmeye başlamıştı. Beyrut, hatta Lübnan’ın genelinde de durum pek farklı değildi. Ne ordu ne de halk, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildi.

Anadolu’da da görüntü aynıydı. Kıtlıktan ötürü halk öyle çaresiz kalmıştı ki; kepek, altınla değişilir; bir tencere una iki boş tencere verilir hale gelinmişti. İstilaların olduğu dönemlerde pek çok ürünün ihracı yasaklanmıştı. Ayrıca felaketi yaşayan halka vergi indirimi yapılmaktaydı. Yani çekirgeler, ekonomik olarak da ülkeye büyük bir darbe vurmaktaydılar.

Tüm bunların üzerine bir de kolera salgını baş göstermiş, birçok can kaybı meydana gelmişti. Açlık, salgın hastalıkları da beraberinde getiriyordu. Halk yaşanan felaketlerden o kadar etkilenmiştir ki, çekirge folklorumuza de girmiştir. Halı motiflerinde çekirge figürleri görülmekte, felaketler sonrası türküler söylenmekteydi.

Bazı yerlerde, yapılan çalışmaların yetersiz kalması ya da yeni bir sürünün ortaya çıkmasıyla işgaller birkaç sene bazen de daha fazla sürmüştü. Bu durum 1916 yılında Karahisari sancağında olduğu gibi, tüccarların malları elinde tutup fiyatları artırmalarına sebep olmuştur.

Bunların dışında, savaş döneminde beslenmenin yetersizliğinden ötürü besi hayvanlarının sayısında azalma görülmüştür. Ölen kümes hayvanları hatta arılar olduğu da kayıtlara geçmiştir. 1914’ten 1918’e kadar ki dönemde hayvan sayısı yüzde 44 oranında azalmıştır.

Osmanlı devleti, zor şartlar altında da olsa bu konuda elinden geleni yapmaya gayret göstermişti. Yurt dışından uzmanlar getirerek bilgilerine başvurmuş; Mustafa Kemal, Liman von Sanders, Cemal gibi pek çok kurmayın yardımları alınmış, mücadele halk ve askerin gayretleriyle sürdürülmeye çalışılmıştı. Milli mücadele hükümeti de kısıtlı imkanlarıyla soruna çözüm aramaya çalışmış, bu yıkıcı düşmanı bertaraf etmeye gayret göstermiştir.

Çekirgeye dair yaşanan sorunlar 50’li yıllara kadar yoğun şekilde devam etmiştir.

1914-1923 yılları arasında çekirge istilasına uğramış bazı yerleşim yerleri: Akhisar, Menderes Ovası, Tavas, Denizli, Buldan, Karaağaç, Çal, Eşme, Uşak, Çine, Bergama, Kırkağaç, Soma, Gördes, Demirci, Dinar, Çivril Vadisi, Tefenni, Gölhisar, Kula, Halep, Urfa, Zor, Afyonkarahisar, Teke, Burdur, Isparta, Korkuteli, Elmalı, Liva, Ağlasun, Bucak, Yenişehir, Seydişehir, Konya Ovası, Akşehir Ovası, Karesi, Edremit, Söğüt, Domaniç, Mardin, Çanakkale, Ayvacık, Bayramiç, Ezine, Menteşe, Gömeç, Burhaniye, Lapseki, İzmir, Aydın…

Yazdıklarımızdan çok çok daha fazlası, ilginç detayları kaleme alan Doç. Dr. Sevilay Özer‘in kitabını almak isteyenler için Türk Tarih Kurumu E-Mağaza’ya buradan ulaşabilirsiniz.  

Bir Kurşunun Ardından – “Franz Ferdinand Suikastı”

1895 Ermeni Olayları – W. E. Siehe’nin Anıları