Çernobil Sonrası Türkiye – 2 “Üzgünüm”

Yazımızın ilk bölümü: “Tehlike Yok” için tıklayınız. 

Anket

30 Haziran’da Milliyet Gazetesi yapılan bir anketi okuyucularıyla paylaştı. Ankete katılanların yüzde 65,6’sı “Radyasyona karşı önlem aldınız mı?” sorusuna hayır diye yanıt vermişti.

Soru sorulan halkın yüzde 76’sı nükleer felaket konusunda endişe ettiklerini dile getirmiş. Hükümetin kendilerine verilen bilgilerin eksik ve yanıltıcı olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 52,5. Yüzde 27,5’i ise verilen bilgilerin tatmin edici olduğuna inanıyorlardı.

İhracata İkinci Darbe: Fındık

Çernobil felaketinin üzerinden aylar geçse de kamuoyuna yansımaları devam etti. Eylül ayına gelindiğinde bu sefer gündem fındıktı. Federal Almanya radyasyon oranı yüksek olduğu gerekçesiyle Türkiye’den fındık alımını durdurduğunu açıkladı. 10 Kasım’da da İngiltere aynı sebeple Türk fındığının ülkeye sokulmasını yasakladı.

Avrupa’ya yapılan fındık ihracatının tamamına yakınının bu ülkeye(Almanya) yapılıyor olması üretici ve ihracatçılarda paniğe sebep oldu.

Fındık ihracatçılarından olan Murat Çebi, basına yaptığı açıklamada bu olayın fındığımızı kötülemek için ortaya çıktığını iddia etti.

Bir başka ihracatçı, Mehmet Menteşoğlu ise, “Aslında radyasyon bazı bölgelerde var. Numuneler de buradan yollanınca, almayacaklarını duyurdular. Bizden almazlarsa mahvoluruz. ifadelerini kullandı.

Ordu Valisi Necati Çetinkaya da fındık üzerinden ülkeye darbe vurulduğunu düşünenlerdendi. Çetinkaya, “Radyasyon yok, oyun oynanıyor.” şeklinde açıklamada bulundu.

Kaynak: budakdoganca.com

Ortaya atılan iddialar sonrası basın, mikrofonlarını bir kez daha AEK’ye çevirdi. Başkan Özemre, “50 bini aşkın ölçüm aldık. Gıdalarımız radyoaktivite bakımından tamamen güvenli. sözleriyle hiçbir sorun olmadığı yönünde güvence vermeye devam etti.

Fiskobirlik

Fındıkta yaşanan bu kriz üzerine, kazadan birkaç ay sonra oluşturulan Radyasyon Kurulu, fındığa el koydu. Bazı odaların ve ihracatçıların çabalarıyla hükümet konuyla alakalı adımlar attı ve fındığın tek ihracatçısı Fiskobirlik oldu.

Bu aşamada alınan karar kısaca şöyleydi: Fındıklar Fiskobirlik’e satılacak ve ari(temiz) belgesini alan kurum da bu ürünleri ihraç edecek.

Fındıktaki Radyasyon Ne Kadardı?

Almanya, gıdada ortaya çıkan radyasyon oranını Avrupa Ekonomik Topluluğunun(AET) belirlediği azami oranla karşılaştırıyordu. Dünya Sağlık Örgütü’nün azami radyasyon değeri ise AET’ninkinin üzerindeydi.

Hal böyle olunca Türkiye, ülkelerin hangi kriteri göz önünde bulundurduğuna dikkat ederek ona göre ihracat yapmanın yollarını aramaya başladı.

Fındığa dönecek olursak, AET verilerine göre gıdadaki radyasyon miktarı kilogram başına en fazla 600 bekerel olmalıydı ancak bizim fındığımız için bu değer 2000 bekereldi.

Fındığı satmakta zorlanan Fiskobirlik, ihracatçılara ödeme yapmakta gecikmeler yaşayınca fabrikalar çalışmayı durdurdu. Mağdur olan üretici ve ihracatçılar Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e telgraf çekerek çözüm talebinde bulundular.

Radyasyon oranı yüksek olan fındığın Ordu ve Giresun’da yetişenler olduğu belirtilerek burada yetişen fındıklar yasaklandı. Polis ekipleri fındığın şehir dışına kaçırılması ihtimaline karşı yollarda denetim noktaları oluşturdu.

Çay

Fındıktan sonra çay da Çernobil’deki faciadan nasibini alan gıda maddeleri arasına adını yazdırdı.

Hollanda Sağlık Bakanlığı, Türk çayında 35 bin bekerele kadar radyasyon tespit edildiğini duyurdu ve çayın ülkeye girişini engelledi. Rize menşeili çaylarda 3 bin ile 35 bin bekerel arasında radyasyon tespit edildiği haberleri üzerine Çaykur, çayın temiz olduğu yönünde bir açıklama yaptı.

Hollandalılardan önce Berlin Tüketiciyi Koruma Merkezi’nin de benzer bir uyarıda bulunduğu ortaya çıktı. Daha sonra açıklama yapan Türk uzmanlar, çayımızda radyasyon olduğunu ancak demlenince bu oranın yarıya kadar düştüğünü belirttiler.

Kenan Evren ve Turgut Özal

Gıdadaki en büyük ihracat kalemlerimizin aldığı bu darbelerin akabinde 6 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Başbakan Turgut Özal ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral bir araya geldiler.

Evren, “Ben öyle radyasyon falan anlamam. Korkmadan içebilirim.” derken Özal ise, “Çayda radyasyon var ama zararlı değil. Azıcık radyasyonlu çay çok faydalıdır… Demlenince yetmişte biri geçiyor yalnızca çaya.” ifadelerini kullandı.

Tüm bu “güven veren” açıklamalara rağmen Federal Almanya, yurdumuzdan gelen fındık ve çaya yasak getirdi.

Bunun üzerine AEK Başkanı Prof. Dr. Özemre çay içerken poz verip, “Bu söylentilerin amacı Türk ekonomisini çökertmektir.” dedi.

Ankara Numune Hastanesi Radyoterapi ve Radyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Nurbaki, Milliyet Gazetesi’ne, Keşke çayda iddia edilen miktarda radyasyon olsa. İnsanı daha sağlıklı kılar, aktive eder. Evde kaplıca gibidir. şeklinde açıklama yaptı.

Tüm bu olup bitenlerden sonra geri dönenler de dahil olmak üzere bir kilogram çay imha edilmedi. Geçmiş dönemin hasadıyla karıştırılarak Ankara Elmadağ’dan kamyonlarla, Rize’den de gemiyle piyasaya sürüldü.

Avrupa’dan Özeleştiri

Bunlar olup biterken Avrupa Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Gaetano Adinolfi, Türk basın mensuplarına yaptığı açıklamada ülkelerin radyasyon konusunda siyasi davrandıklarını dile getirdi. Örnek olarak Almanya sınırında bulunan Strasbourg kentini gösteren Adinolfi, Almanya radyasyon var derken Fransa’nın radyasyon yok demesinin çelişkili olduğunu ifade etti.

Hürriyet Gazetesi - 20 Aralık 1986

Meşhur Fotoğraf

Radyasyon ve çay denildiğinde akla ilk gelen meşhur fotoğraf 8 Aralık 1986 tarihinde çekildi. Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral gündemdeki başka bir konu hakkında basın toplantısı düzenliyordu ancak konu dönüp dolaşıp radyasyonlu çay ve fındığa geldi.
Sorulan soru üzerine Aral, 
“Kimseye bir kilo radyasyonlu fındık yedirmedik.” ifadesini kullandı. Ardından çayın marul gibi yenmediği takdirde hiçbir tehlikesinin olmadığını dile getirdi ve bir yudum çay içti.

Bu güvenceye rağmen 13 Aralık itibariyle KKTC de, fındık ve çay alımını durduran ülkeler arasına adını yazdırdı.

Çernobil felaketi 1986 yılında Türkiye için bu şekilde geçti. 1987 yılı başında, daha önce kurulmuş olan Radyasyon Güvenliği Komitesi lağvedildi ve bu konu kamuoyundan saklandı.

1992’de Gelen İtiraf ve Özür

Milliyet Gazetesi, 18 Aralık 1992 tarihinde Cahit Aral ile yaptığı röportajı okuyucularına aktardı. Aral daha sonra bu ifadeleri yalanladı, gazete ses kaydını olduğu gibi yayınladı. Daha sonra YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’nın o dönemle alakalı bir itirafı geldi.

Eski Bakan Cahit Aral, radyoaktif felaket konusunda o zaman oldukça geç kalındığını itiraf ediyordu. Felaketten 33 gün sonra konuyla alakalı bir komite kurulduğunu, olan bitenin tespitinin ise iki ay sonra yapılabildiğini belirten Aral, Türk halkı için üzgün olduğunu dile getirdi.

Felaketi tespit edebilecek cihazların yalnızca orduda olduğunu, bu sebeple genel kurmaydan cihazları istediklerini; ayrıca AEK’in İstanbul ve Ankara’da cihazları olduğunu, gezici istasyonlarla o ölçümlerin yapılamayacağını aktaran Aral, böylesi bir felakete hiç hazır olmadığımızı fark ettik dedi.

Eski bakan ayrıca, “Felaketten yarım saat sonra alarm verilip tedbirlerin alınması gerekirdi. Radyasyonla ilgili herkesin Türk halkına özür borcu var. sözlerini kullandı.

YÖK Başkanı İhsan Doğramacı da, o dönem ODTÜ’den üç bilim insanının çayda yüksek oranda radyasyon tespit ettiği ancak AEK Başkanı Özemre tarafından bu kişilerin rektörlüğe şikayet edildiklerini dile getirdi. Bunun üzerine YÖK tarafından rektörlüğe izinsiz ölçüm yapılmaması konusunda yazı gönderildi. Doğramacı, sus emrinin Cahit Aral’ın başkanlığını yaptığı Radyasyon Güvenlik Komitesi tarafından verildiğini, “Araştırmalar doğrudan bize intikal etsin, duyurulmasın.” denildiğini söyledi.

Milliyet Gazetesi

Fındıklar SSCB’ye

İtirafları sırasında AET değerlerinin üzerinde olan 4-5 bin ton fındığı SSCB’ye ihraç ettiklerini anlatan Aral, Rusların suçlu oldukları için bunu kabul ettiklerini ifade etti. Rusya büyükelçisi basın yoluyla bu durumu inkar etti.

1993 yılında, gerçekleri halktan sakladıkları gerekçesiyle Turgut Özal, Cahit Aral ve Ahmet Yüksel Özemre hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Ancak bu talepler savcılık tarafından ilgili makamlara geri iletildi.

Cahit Aral’a Yalanlama

Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olan Prof. Dr. Fahir Borak, Cahit Aral’ın 2 ay sonra ölçüm yapıldı sözlerinin gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

O günlere dair konuşan Borak, Trakya sınırında ve Doğu Karadeniz’de 100 bini aşkın köyün Türkiye ortalamasının üzerinde radyasyona maruz kaldığını açıkladı. Bütün hatanın radyasyon yoktur denilmesi olduğunu ifade eden Borak, ölçüm cihazı sıkıntısının yalnızca ihraç ve ithal ürünlerde yaşandığını dile getirdi.

Açıklamaların yapıldığı 1993 yılında bir tüketici davası da gündeme oturdu. 1987 yılında Balıkesir’de aldığı çayın radyasyonlu olduğunu ileri sürerek AEK’den rapor alan Şakir Genç isimli vatandaş, şirketi mahkum ettirmeyi başardı. Bir ilki başaran Genç, kalan çayların da toplatılmasını sağladı. İzmir Zirai Donatım Kurumunda memur olarak çalışan Genç, yıllarca süren mücadelesi sırasında kendisine iki kez bozuk sicil verildiğini iddia etti.

Çay İhracatı Tablosu

Türkiye çay ve kuru çay ihracatında 1986, 1987 ve 1988’de gerileme yaşadı. Bununla birlikte 1989 ve 1990 rakamlarına baktığımızda daha önceki yıllarda ulaşamadığı seviyelerde bir ihracat yaptığı görülüyor. 1988 toplam ihracatıyla 1989 arasında 130 katlık bir fark göze çarpmakta.

Kuru çay: Çayın yeşil yapraklarının fabrikada işlendikten sonra satışa hazır duruma getirilmiş biçimi. Görsel Kaynak: biriz.biz
Kaynak: Çay Sanayici ve İşadamları Derneği Aylık Yayını
İhracat rakamlarından sonra haberlerde geçen "imha"nın ihracata dönüşmüş olabileceğini düşünmemek elde değil.

3 dönem boyunca biriktirilen çayların harmanlanarak 89 ve 90 yıllarında yurt dışına ihraç edilmiş olma olasılığı pek de akla uzak durmuyor.

Radyoaktivite Boğaz’da

2001 yılında İstanbul Boğazı’nda ve Marmara Denizi’nde yakalanan balık ve midyelerde Çernobil sonrası ortaya çıkan son derece tehlikeli radyoaktif maddelere rastlandı. Bu durum felaketin etkisinin yıllar geçmesine rağmen çevreye yayılmaya devam ettiğinin en önemli kanıtıydı.

Çernobil sonrası Karadeniz şehirlerinde yaşayanlarda görülen hastalık oranları arttı. Özellikle kanser her hanede insanları birer ikişer kendisine esir etmiş durumda. Ne var ki, devlet kurumları ve üniversitelerin yaptıkları araştırmalar Çernobil’in kanserle ilgisi olmadığı sonucuna varıyor. Tabi başka araştırmalar ve halk için tablo bundan oldukça farklı. 90’lı yıllardan sonra gözle görülür bir artış var.

Merkezi Viyana’da olan BM Atomik Radyasyonun Bilimsel Etkileri Komitesi (UNSCEAR) Çernobil faciası konusunda yapılan farklı istatistik ve araştırmalar ışığında facianın sonuçlarına ilişkin bir açıklama yaptı. Komiteye göre 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna’da yaşanan Çernobil faciasından sonra bölgede ortaya çıkan her dört tiroid kanseri tanısından birinin nedeni radyasyon. (Haberin Kaynağı: Birgun.net)

Olan biten kısaca böyle, Türkiye hazır olmadığı bir felaketi halktan bir şeyleri gizleyerek ve kimi zaman yalan söyleyerek bertaraf etmeye çalışmış. Nükleer santraller inşa etmekte olan ülkemizin her türlü senaryoya karşı da hazırlıklı olmalarını umuyoruz.